Tamı tamına 17,5 yaşındaydım o gün. Bütün eyitin hayatımı adadığı ve sonunda...
Devamını oku...Kan rengi, kıpkırmızı güllere bayılırdı. Zaten onlarla adaştı da. Rose... Gül......
Devamını oku...Dersini almış da ediyor ezber Sürmeli gözleri sürmeyi n’eyler Bu dert beni iflah etmez...
Devamını oku...Aşk ve acının çok sıkı bir dostluğu varmış. Birgün saklambac oynamışlar.Acı saymış...
Devamını oku...Kadın yirmi yedi yaşında... Yüreği, kar beyaz soğuklara terkedilmiş ama inat bu ya hala...
Devamını oku...
Kan rengi, kıpkırmızı güllere bayılırdı. Zaten onlarla adaştı da. Rose... Gül... Kocasının sevgili Rose'u...
Her yıl Sevgililer Günü'nü kapının önünde bulduğu enfes fiyonklarla süslü kucak dolusu kırmızı güllerle kutlardı. Hiç aksamadan. Hatta, eşini kaybettiği yıl dahi kapısı çalınmış, gülleri kucağına bırakılmıştı..Tıpkı geçmişte olduğu gibi, küçük bir kartla birlikte.. Her yıl güllere iliştirdiği karta aynı cümleleri yazardı:
"Seni, geçen sene bugünkünden, daha çok seviyorum..." Birden, bunların son gülleri olduğunu düşündü.. Önceden ısmarlanmış olmalıydı.. Öleceğini nasıl bilebilirdi?.. Zaten her seyi önceden planlamayı ve yapmayı severdi, yumurta kapıya gelmeden... Gülleri özenle içeri taşıdı..saplarını kesti, vazoya yerleştirdi.. Vazoyu da konsolun üzerine, eşinin kendisine gülümseyen fotoğrafının yanına koydu. Orada kocasının koltuğunda oturup saatlerce güller ve fotoğrafı seyretti sessizce.. Bitmek bilmeyen bir yıl geçti.. Yapayalnız ve hüzün dolu bir yıl.. Sonra bir sabah kapı çalındı.. Tıpkı eski günlerde olduğu gibi.. Kırmızı gülleri, üzerinde küçük kartıyla birlikte eşikteydi.. Sevgililer Günü'nü kutluyordu. Gülleri içeri aldı. Şaşkınlık içinde doğru Telefon a gitti. Çiçekçi dükkanını aradı... Onu bu kadar üzmeye kimin hakkı vardı ?
"Biliyorum" dedi, çiçekçi.. " Eşinizi geçen yıl kaybettiniz.. Telefon edeceğinizi de biliyordum.. Bugün size yolladığım gülleri çok önceden ısmarlamış, parasını da ödemisti.. Hep öyle yapardı zaten, hiç şansa bırakmazdı. Dosyamda talimat var.Bu çiçekleri size her yıl yollayacağım. Bir de özel kart vardı,kendi el yazısıyla. Bilmeniz gerek diye düşünüyorum.. Ölümünden sonra çiçeklere iliştirmemi istediği kart...
"Rose hıçkırıklar arasında teşekkür ederek telefonu kapattı.Parmakları titreyerek zarfı açtı..
" Merhaba gülüm" diye başlıyordu, kart.. " Bir yıldır ayrıyız. Umarım senin için çok zor olmamıştır. Yalnızlığınıı ve acılarını hissedebiliyorum. Giden sen, kalan ben olsaydım neler çekerdim kimbilir? Sevgi paylaşıldığında yaşamın tadına doyum olmuyor. Seni kelimelerle anlatılmayacak kadar çok sevdim. Harika bir eştin dostum, sevgilim benim... Sadece bir yıldır ayrıyız. Kendini bırakma.
Ağlarken bile mutlu olmanı istiyorum. Onun için bundan sonraki yıllarda güller hep kapımızda olacak. Onları kucağına aldığında paylaştığımız mutluluğu ve kutsandığımızı düşün. Seni hep sevdim.. Her zaman da seveceğim. Ama yaşamalısın. Devam etmelisin... Lütfen.. Mutluluğu yeniden yakalamaya çalış. Kolay değil, biliyorum ama bir yolunu bulacağına eminim.... Güller, senin kapıyı açmadığın Güne dek gelmeye devam edecek. O Gün çiçekçi beş ayrı zamanda gelip kapıyı çalacak, eve dönüp dönmediğini kontrol edecek. Beşinciden sonra emin olarak gülleri ona verdiğim yeni adrese getirip seninle yeniden ve ebediyyen kavuştuğumuz yere bırakacak..
Dersini almış da ediyor ezber Sürmeli gözleri sürmeyi n’eyler Bu dert beni iflah etmez del’eyler Benim dert çekecek dermanım mı var.” Kör bir kandil eşliğinde aşkı aramaya çıktı adam...
Aşkı, ilk defa saçlarının uçlarındaki kavşakta aradı.Duraksız duraklarda beklemedi, aşk rüzgârını.Türkçe ayinli, naftalin kokulu aşklar alıyormuş aşk durağındaki eskici. Postmodern yalnızlık çeken aşklar kiralar masalcı nine. Sarışın ve kimliksiz kadehlerde kahkaha tufanı koparır taş plâklar. Aşkı, kavşakta aradı aşkı arayan adam...
Güneşin toplandığı gurup vakti aşkı, gurubun kızıllığında aradı.Nihavent bir sevda yağmuru okşardı saçlarını.O saçlara ulaşmak için kırmızı ışıkta bile sağına soluna bakmadan nihavent bir sevdanın notasına kürek çekti. Aşkı, nihavent bir sevda yağmuru altında aradı, aşkı arayan adam...
Aşkı arayan adam; ne acının vergisini verdi ne de gülün haracını ödedi.Hele hele hüznü demirbaş defterinden düşmeye hiç yanaşmadı. Aşkı, mısralarda aradı aşkı arayan adam...
Sevgi; aşka secde edip, rükûya varınca; sevgi eriyip aşka karışınca aşkı aradı adam...
PirSultan’ın darağacındaki silüeti düştüğünde gebe güneşin yüzüne, aşkı aramaya çıktı adam.Kanla beslenen zorba yalnızlıklar sevginin ateşini süpürüyor darağacına. İdama koşar türküler. Ve PirSultan, tutuklu kalır bağlamanın perdelerinde. Son perde de aşkı idama hazırlar göğsündeki çığlıklarla. Rüzgâr, yağmurun ıslak tarafından ölümü taşır bayat idam ağacına. Aşkın perçemine kan sıçramış yağmurun ıslak tarafından. Aşkı, darağacında arıyor aşkı arayan adam...
Denizin susuzluktan dudakları çatladığı gün Halikarnas Balıkçısı ile ‘Mavi Yolculuğa’ aşkı aramaya çıktı adam...
Hiçbir alfabede olmayan seslerle, şiirin kalbini kırmayacak kelimelerle ulaşılacak aşk neredesin? Hangi cami avlusunda abdest alır, hangi katedralde günah çıkarırsın? Nerede olursan ol, seni ilk defa saçlarının uçlarındaki kavşakta aradım...
Aşk, aşkı arayan adama aşkını sunmak için karanlığın tortusunda senfoniler karıştırıyor...
Işıklar söner...
Kör bir kandil eşliğinde aşkın sürprizinden habersiz aşkı aramaya çıktı adam. Aşkı arayan adam: Tedirgin gecelerden Kalp dışı aşk topluyor elleri pişkin Yüreği demir eriten Aşk topluyor, Aşk arıyor. Aşk öldü. Çünkü Bir sevgiyi Yüreğinde tutmuştu bilmeden. Aşkı arayan adam adına. Aşkı arayanlar adına. Kendi adıma. Ellerinden öperim aşk kokan hor gecenin. Alevler şehrinden aşk yüklü bir gemi demir alır tutuklu bir şarkı eşliğinde. Bendeki tüm aşkları yaktılar sanıyorum. Mısralar aşkı tamir ediyor. Aşk, yorulmuş mısralardan...
Son...
Ama aşk henüz bitmedi...

Yıllardır internet ile uğraşmama rağmen ilk kez evimde chat (sohbet) yapmak için kanala girdim. Nickim (rumuz) Bebek19. Tabii bir anda erkeklerden yüzlerce mesajla karşılaştım.
İnternetten çıkmaya karar veriyorum ama birden biri benim ona cevap vermemi sağlıyordu. Konuşma ilerledikçe biz hala klavyeyle boğuşuyor ve birbirimizi tanımak için elimizden geleni yapıyorduk. Aynı şehirdeydik.
Daha yeni tanıştığım bu kişi bana ev adresini okulunu ve hatta cep telefonunun numarasını bile vermekte bir an tereddüt etmemişti. Ben de ona web sitemdeki fotoğraflarıma bakması için adresimi verdim. Bunu izleyen günlerde mail ve chat dostluğumuz sürdü. İkimiz de birbirimize farklı şeyler hissediyor ama bunun yanlış anlaşılmasından korktuğumuz için hep arkadaşlık temennilerini yeniliyorduk. Sonunda ben de onun fotoğrafını gördüm.
Artık ilerleyen güven ve dostluğumuz ardından ben yine bir chat gecesinde, “Daha fazla beklemenin bir anlamı yok artık tanışalım”dememin üzerine buluşma günümüz kararlaştırıldı.
Buluşma yeri sinemanın önüydü. Oraya gittiğimde sinemaya girmek için bekleyen bir sürü insanla karşılaşınca bir an şok oldum ve üstelik aksi gibi hepsi bana bakıyordu. Kendimi topladım ve telefonunu çaldırmayı akıl ettim. O kadar kişinin arasında sonunda beklenen kişinin melodisi çalmaya başlamıştı. O yöne baktığımda kitapçı vitrininin önünde duranın o olduğunu fark ettim. Arkasını döndü ve hayatımın bundan sonraki kısmında büyük yer kaplayacak o tatlı gülümsemesiyle yanıma doğru yaklaştı.
“Merhaba” dedi. Bense “Sen o olmayabilirsin. Bu yüzden bir soru soracağım. En sevdiğim çizgi film kahramanı hangisi? dedim. Birkaç yanlış cevaptan sonra sonunda doğru olanı buldu. Sinemaya girdik. Oysa birbirimizin yüzünü sadece 5 dakika görebilmiştik.
Gittiğimiz ilk film ortama pek uygun değildi. Hatta berbat bir seçimdi. Filmin adı “Şeytan” dı. Onun bir suçu yoktu ki, ben seçmiştim…
Filmden sonra gerilen sinirlerimizi ancak buz gibi bir dondurma geçirebilirdi. Dondurma yerken bol bol konuştuk.
İkinci buluşmamız için 10 gün daha beklemeliydik çünkü İstanbul’ a gitmişti. O İstanbul’ dayken birbirimizi düşünecek çok zamanımız oldu. Döndükten sonra çok şey değişmişti. Bu kısa süreli ayrılıkta ikimizde birbirimizden hoşlandığımızı anlamıştık.
Onu takip eden zamanlarda sevgimiz katlanarak devam etti. Aşkın ne zaman, nerde ve hangi şarlarda size gülümseyeceği hiç belli olmaz. Biz o zor anı sanal alemde yakaladık. Şimdi 6 aydır her gün tanrıya bizi birbirimize armağan ettiği için dua ediyoruz. Ya o gece chate girmeseydik…
Alıntıdır.
Aşk ve acının çok sıkı bir dostluğu varmış. Birgün saklambac oynamışlar.Acı saymış aşk ise saklanmış. Her tarafa bakan acı bir türlü aşkı bulamamış. En son çalılıkların arasına bakmaya karar vermiş. Aşkı araken elindeki sopayı çalılıkların arasında sallamaya başlamış. Sopa aşkın gözlerine denk gelmiş ve onu kör etmiş. Acı dostuna bu kötülüğe çok üzülmüş. O Günden sonra acı çok sevdiği dostu olan aşka onu yalnız bırakmayacağına söz vermiş. Gözlerini körettim ama sana bir çift göz olacam. O günden bu güne dek aşkın olduğu her yerde acı da varmış......
Kadın yirmi yedi yaşında... Yüreği, kar beyaz soğuklara terkedilmiş
ama inat bu ya hala sımsıcak. Düşünceleri kah hayatın gitgide
ağırlaşan gerçeklerinde kah aydınlık hayallerde dolaşıyor nefes
nefese.. Elinde samur fırçası, geçmişi karalayıp bugünü
renklendiriyor hiç durmadan. Renkler kıpır,kıpır , içindeki çocuk
haşarı mı haşarı... Gözleri ise buğulu bakmakta hüzünlere yenik...
Hayatı sorgulamaktan çoktan caymış.
Erkeğin yaşı otuz. Hırslı, kendinden emin. Kendisiyle barışık ve yaşadığına memnun. Kahkahası ekrandan yüreklere taşan, mutlu ve duygu dolu bir bulut adam. Eşi ve çocuğu için yaşamakta olduğunu saklamadan kadını davet eder sanal dünyanın sanal aşk oyununa. Acemidir kadın. Belki genç adam da öyle. Oynadıkları oyunun tehlikesinden habersiz bir masalı yaşamaya başlarlar.
Ekranın karşısında nefeslerini tutup beklerler sevdalının
gelmesini. Karşılaşmaları her defasında kahkahaları hatırlatırcasına şen olur. Zamanın koordinatları buluşamadığında, birbirlerine teğet geçtiklerinde, hüzün yayılır gecelere. Uyku tutmaz bekleyişlerde ikisini de. Sabah yeni umutlara gebe başlar. Ve ekranda doğarlar her buluşmayla yeniden.. Duyguların en fırtınalısına yakalanırlar. Birbirlerini gerçekten merak ederler.
Bulut adam kadının açlığından, üşümesinden bile sorumlu tutmaya başlar kendini. Kadınsa adamın yorgun hallerine dayanamaz. Elleri dokunmasa da ellerindedir artık. Birbirlerini el
üstünde tutarlar anlayacağınız.
Günler, aylar geçer...
Hayaller ekranlara sığmaz olur. Artık görmek isterler birbirlerini. Dokunmak sarılmak isterler. Hatta çılgıncasına sevişmek...
Kadın kıvranır onsuzluğun acılarında.. Özlem şiddete
dönüşür. Acıtır... İşkencelere yatırır kadını. Oyun değildir artık
bu. Aşk ekranda değil hayatın ta içinde yaşamaktadır.
Bulut adam sorar durmadan ;
-N'olacak şimdi...
Kadın, adam kadar cevapsız...
"Bilmiyorum" der."Bilmiyorum"
Artık sorgulamalar başlar duyguları ...
"Bu nedir?...Bunun adı ne..?"
Kadın aşkı tanımlar ama çare değildir tanımlamak.. Yaşananlardır gerçek olan. Hissedilenlerdir. Her sevdanın başını bir karabasan bekler ya...Beklemese sevda denen şey olmaz zaten. İşte bu bir sevdadır ve başında karabasanlar. Kadın unuttuğu aşk gözyaşlarını hüzünlere, sancılara, onulmaz ağrılara boyar, alaca bulaca. Artık her şeye gözlerindeki buğuların ardından bakmaktadır. Ve ekrana şunları; buzların arasından aldığı yüreğinin kalemiyle yazar. Yüreğini buzlara iade etmek üzere...
"Beni ignore et*.Ne olur bunu yap."
Bulut adam şaşkındır belki ama adı gibi bilir. Doğru olan budur. Düşünür bir süre.Susar ekran. Susar kadının yüreği... Ölüm
anıdır bu.Verilen son nefestir sanki..
"Sevdam Hayır dese" " Sensiz yapamam dese" diye bekler nefes almak için. Bulut adamın suskunluğu bozduğu yerde ölecektir kadın.. Bunu ikisi de bilirler. Bir yazı belirir ekranda çaresizce okunan
"Netten çıkıyorum o zaman" "Hoşçakal"
Mavi üzerine siyah yazılmış sözcükler kararlı ve kesindir... Titreyen ve cansızlaşan parmakları son bir kez tuşları gezinir kadının "Hoşçakal"
Düşer Bulut adamın gülen yüzü ekrandan. Ve Kadın ölür...